- Uçan balonla Anadolu’yu gezmek , her tarihi mekanda fotoğraflar çekmek istiyorum. O mekanın her kıvrımına dokunmak, varsa buz gibi sularından içmek istiyorum.
- Küçük bir tahtadan evim olsun içinde hiç üflememiş olsam da ney üflemek, sabahın erken vaktinde kalktığımda yine hiç yapmamış olduğum gül desenli ebru yapmak istiyorum. Hatta çalamadığım gitarla vals çalmak istiyorum.
- Küçük tahtadan evimin gecesinde kandilin ışığında aynen Rukal gibi Leyla Mecnun Divanını okuyup gözyaşı dökmek, duvarlarında yüzlerce kitabı okuyup gözlerimin ağrımasını istiyorum. Cemal Safi, İbrahim Tenekeci, İskender Pala ve Murat Menteş ile mangal közünde demlenmiş çay içip kitaplarından okuduğum yerleri anlatmak belki de aynı frekansta hissedip bir olmak istiyorum.
- Kendi arabamla “Bugün güneşin batışını nerden izlesem” diye kaygıya düşmek, ailem ve arkadaşlarımla hafta sonu nereye gitsek diye planlar yapmak istiyorum.
- Yine buz gibi denizde 100 metre açıkta yüzüp düşüncelere dalmak; sahilde kumaş takım, elde kundura, çıplak ayak dalgalara doğru koşup deliliğimle denizdeki köpükleri korkutmak istiyorum.
- Kimse bana kızmamasını istiyorum.
- Sonuncusunu tek Rabbim bilecek şekilde, gizlice istiyorum.
Sormayın, en çetin sınavlardan geçiyor, gık demeden yolda yürümeye devam ediyoruz.
Erol Evgin’in diyor ya iş-te öy-le bir-şey.
Eskiden; Şükrüye Tutkun, Arda Boyları’nı söylerken gözlerimiz dolardı bizim.. Bize üzülüp bir melek dilerdi Rafet El Roman.. Zeki Müren Mihrabım diyerek severdi bizi.. Sezan Aksu’nun şarkılarını 90′lık kasetlere kaydeder, kalemlerle başa sarardık. Levent Yükselin saçları siyahtı.
Aynı yöne bakınca mı oluyordu 20 bin volt? Hicaz taksimini duyunca Atilla Taş ne yapardı? İtfayiyeyi kim çağırdı pastaneye? Lütfen ışıkları söndürür müsünüz, hayatımın resimini sulu boya ile suzuz yapacağım. Bi sn hakim bey uyku tutmadı, kunduramı giyip öyle mahzun olayım. Meyve suyu almayayım, çay eski dostum olur da.. Başınızı göğsüme yaklaştırırsanız size içimden şarkı söylerim.












